Çanakkale Denizaltı harekatı kitabım raflarda…

Çanakkale Denizaltı harekatı kitabım raflarda…

Denizler kitabevinden çıkan kitabım Çanakkale savaşındaki denizaltı faaliyetleriyle ilgili.

Konusu kısaca şöyle :

Çanakkalede yaşanan denizaltı savaşı, başarılı ilk denizaltı savaşı olarak tarihteki yerini almış, birbirinden ilginç ve mucizevi olayla efsaneleşmiştir.
Çanakkale Denizaltı Harekatı, denizaltında yaşanan zafer ve trajedilere ışık tutuyor, sessiz bir tarihin bilinmeyen gerçeklerini açıklıyor.
Madalyalı kahraman kaptanlar, Osmanlı denizaltı avcıları ve müttefik güçlerin baskın teknolojileri resmi doküman ve özel arşivlerden derlenen belgelerle gün yüzüne çıkıyor.

Baskı Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 204

Satın alabileceğiniz adres :

http://www.idefix.com/kitap/canakkale-denizalti-harekati-serkan-ertem/tanim.asp?sid=W0SH2344HD0D39K7GJ8L

Çanakkale savaşı deyince ilk aklımıza gelen muhteşem 18 mart zaferi ve olağanüstü siper savaşlarıdır. Oysa Çanakkale savaşı zamanın en büyük ve başarılı denizaltı muharebelerinin yapıldığı tarihi bir arena olmuştur. Çanakkalenin geçilmez olduğunu düşünüyorsanız bu yazıyı iyi okuyun. Çünkü Çanakkale boğazı savaş sırasında onlarca kez geçilmiş, 18 mart ve sonrasında dalgaların üzerinden geçemeyen müttefikler, dalgaların altından boğazı defalarca geçerek bize ağır zaiyatlar verdirmiştir. Çoğu Mehmetçik daha cepheyi bile göremeden denizaltıların batırdığı gemilerde şehit olmuş, bu sınırsız denizaltı savaşı tarihe en başarılı denizaltı operasyonlarının yapıldığı ilk savaş olarak geçmiştir. İngiliz, Fransız, Avustralya ve Alman denizaltıları Çanakkale boğazı ve Marmarada muhteşem işler başarmış ve savaşın seyrini değiştirmiştir. Anzakların AE2 denizaltısı boğazı geçerek ilk olmuş ve o tarihi mesajı göndererek kara savaşlarının 6 ay daha uzamasına neden olmuştur. Denizaltılara karşı çelik ağlar ilk defa kullanılmış ve boğazı geçmeye çalışan denizaltıların kabusu olmuştur. Müstecip onbaşı tek top güllesiyle 2 denizaltıyı saf dışı bırakarak tarihe geçmiş, E11 in kaptanı Nasmith tam 47 gün Marmarada avlanarak birinci dünya savaşı rekorunu kırmıştır. Bu kitabımda size bu birazda gölgede kalmış faaliyetleri anlattım, eminim Çanakkale muharebelerine olan hayranlığınızı bir kat daha arttıracağım.

 

ÇANAKKALEDE DENİZALTILARIN NE İŞİ VARDI ?

Bizi birinci dünya savaşında Almanyanın yanında apar topar savaşa sokan Enver Paşa Çanakkale boğazına yapılacak saldırıyı zaten öngörmekteydi. Zira dünya Savaşı’ndan bir kaç yıl önce Londra’yı ziyaret etmiş ve Churchill ile görüşmüş olan Enver Paşa hatıratında Savaş öngörüleri üzerine açılan bir konudan şöyle bahsediyordu : “Londra’da bulunduğum sırada Churchill ile bir dünya savaşı çıkması durumunu tartıştım. Böyle bir savaşta Türkiye’nin ne yapacağını bana sordu. Ve arkasından da şunu dedi: Eğer Türkiye Almanya tarafını tutarsa İngiliz filosu Çanakkale Boğazı’nı zorlayıp geçecek ve İstanbul’u alacaktır” Chirchill e göre Çanakkale boğazı en stratejik noktaydı. Boğazlar az zaiyatla geçilirse İstanbul yani imparatorluğun başkenti düşecek ve Osmanlı pes edecekti.  “İnanın bana, Türkler’in gırtlağı bu Boğazlar’dır. Onu demir bir elle şöyle bir sıkmak yeter. O büyük gibi görünen köhneleşmiş bir imparatorluk cansız kollarımıza yıkılır. Ve unutmayınız ki, Çar ancak o Boğazlar’dan nefes alabilir, Rusya’ya başka türlü yardım edebilmek imkanı da yoktur” diyerek boğazları ele geçirmenin onları zafere götüreceğine olan inancını küstah bir şekilde gösteriyordu. Ama 18 martta yaşanan büyük hüsran artık sadece denizden bu işin olamayacağını kara harekatınında gerektiği gerçeğini ortaya çıkardı.  25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu Yarımadasına çıkarma yaparak kara harekatını başlatan müttefikler için kara savaşı hiçte istenen bir savaş değildi. Çünkü bir kara savaşında oluşacak cephenin sürekliliği için her iki tarafın da kesintisiz insan ve malzeme ikmaline ihtiyaçları vardı. “Submarines V.C.” adlı kitabında Tuğamiral Sir William Jameson ; “müttefiklerin Gelibolu yarımadasında cepheden taarruzda bulunmayı tasarladıklarında yaşadıkları çıkmazı oldukça net bir şekilde tanımlamıştı ;“Türk güçleri tedarik için neredeyse tamamen Marmaradan gelen deniz trafiğine bel bağlamıştı. En yakın tren yolu bozuk ve bir o kadarda dar yollardan oluşan birkaç günlük yürüyüş mesafesi uzaklıktaydı. Marmaraya geçen bir denizaltı düşmanı en can alıcı noktasından vurabilirdi” diyerek neden Çanakkalede denizaltılara ihtiyaçları olduğunu özetliyordu. [1]

Artık amaç belliydi. Müttefik denizaltılar Çanakkale boğazını geçecek, Marmaraya ulaştıklarında önlerine çıkan tüm malzeme ve asker yüklü olan gemileri batırarak Türklerin ikmal yollarını kesecek, bu sayede de cephede savaşan askerlerin yokluktan kırılmalarını sağlayacaktı.  Dalgaların üzerinde hüsrana uğrayan müttefikler için artık dalgaların altında yeni bir zafer kazanma fırsatı doğmuştu. Lord Kitchener bir konuşmasında ; “Bir denizaltımız Çanakkale boğazını geçipte ingiliz bayrağını marmarada dalgalandırırsa, Geliboluda Türkler bırakın savaşmayı tabana kuvvet kaçacaktır..” diyerek artık hedeflerinin yeni bir denizaltı savaşı olduğunu açıkça gösteriyordu. Onları karadan bekleyen Türkler için beklenmeyen bir düşmanda dalgaların altından yola çıkıyordu.

..TÜRKLER ONLARI KARADAN BEKLİYORDU, ONLAR DALGALARIN ALTINDAN GELDİLER…

 

SAVAŞA GİRERKEN OSMANLI DENİZALTI FİLOSU

 

Savaşa hazırlanırken Haliç de 1910 a kadar çürümeye terk edilen, kullanılmaz durumda   “Abdülhamid” ve “Abdülmecid “ Denizaltıları haricinde elimizde hiç denizaltımız yoktu. Nordenfelt denizaltılarının ardından, denizaltıcılığın gelişmesi üzerine Osmanlı Hükümeti yeni denizaltılar almak üzere teşebbüse geçti ve Amerikalı R.D.Bucknam ile Rauf Bey (Orbay) 1904 yılı ekim ayında İngiltere ve Amerika’ya tetkik gezisine gönderildiler. İngilizler denizaltı inşaatıyla ilgili çalışmaları çok gizli yürüttükleri için istenilen bilgileri elde edemediler.  Rhode Island eyaletinin New Port deniz üssünde Genelkurmay Başkanı Amiral Dewey ve Cumhurbaşkanı Theodore Roosevelt’in izniyle Holland ve Lake tipi denizaltılar tetkik edildi, dalışlara iştirak edilidi fakat devlet ağır masraflar altında bocaladığından siparişte bulunulamadı. 3 Ocak 1910’da dört subay Avusturya, Almanya, Fransa ve İtalya’da denizaltıcılık kurslarına gönderildiler ve bunlar yurda döndüklerinde Bahriye Nazırı Hurşid Paşa’ya Fransız denizaltıları için olumlu rapor vermelerinden birbuçuk yıl sonra 1914’te Cemal Paşa zamanında Fransa’ya iki tane denizaltı sipariş edildi. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine, bu gemiler Fransız  donanmasına katıldılar. Yaklaşan savaşta kullanabileceğimiz hiç denizaltımız yoktu. Amiral souchon 1 mart 1915 te Berlin deki Amirallik kurmay başkanlığına bir telgraf çekti ve Avusturyalı Amiral Haus tan avusturya denizaltılarının gönderilmesini istedi. Haus Adriyatik te ihtiyaç olduğunu beyan ederek denizaltıları gönderemeyeceğini bidirdi. Enver paşa ertesi gün Berline gönderdiği telgrafta Türklerin 3 Avusturya denizaltısını satın alabileceğini bunların Alman ekiplerce Türkiyeye getirilebileceğini belirten bir öneride bulundu. Bu öneri Alman makamlarınca uygulanabilir bulunsa bile Avusturyanın denizaltıları aynı nedenleri bahane ederek satmaması nedeniyle kabul edilmedi. Artık tek çare savaşa beraber gireceğimiz Almanyanın bize göndermeyi taahhüt ettiği denizaltı filosudur. Onunda Çanakkaleye gelmesi zaman alacaktı.

Nezâret‑i Umûr‑ı Bahriye

Birinci Daire

Şube: 1

Umumî Numara: 27995

Hususî Numara: 336

Hulâsa: İki kıt‘a tahtelbahirin tedâriki

esbâbının istikmâline dair

Mahrem

 

Huzûr‑ı Sâmî‑i Cenâb‑ı Sadâret‑penâhî’ye

Ma‘rûz‑ı çâker‑i kemîneleridir

Bu defa bir tek tahtelbahirin üç kruvazörü gark etmesi sûretiyle süfün‑i mezkûrenin iktidâr‑ı harbîleri bilfiil ve bir kat daha tezâhür eylediğinden, kuvvetli filolara karşı sevâhilin ve be‑tahsis Boğazların emr‑i müdafaasında bunlardan fevkalâde istifade edileceği ve hatta tahtelbahirlerin mevcudiyetini istihbâr eden düşman donanmasının büyük bir tehlikeyi göze aldırmadıkça Boğazlar’a takarrüb bile edemeyeceği nazar‑ı mülâhazaya alınarak evvelce Rusların ve bilâhare torpidobotlar meselesinde Bulgarların yapdığı misillü, iki kıt‘a küçük tahtelbahirin tren ile parça parça getirilmesi ve fabrikasından celb edilecek bir‑iki sanatkâr marifetiyle teknenin burada kurulması ve hulâsa daha küçük emsâllerine nazaran tûl‑i müddet uzaması muhtemel olan harb‑i hâzır esnasında Devlet‑i Aliyye’nin işbu sefâinden istifadesinin te’mini zımnında tedârikine tevessülünün muvâfık olacağı tezekkür kılınmış olmakla icrâ‑yı icabı re’y‑i sâmî‑i fahîmâneleridir. Ol bâbda emr u fermân hazret‑i veliyyü’l‑emrindir.

Dersaâdet, 21 Eylül 1330 / [4 Ekim 1914]

 Bahriye Nâzırı
Cemal

 

belgenin orijinali
[2]

 

 

 

İLK PERİSKOP GÖRÜNÜYOR

 

Aslında Çanakkale savaşının başladığı anlarda boğazların girişinde zaten birkaç müttefik denizaltısı güvenlik sağlamak için devriye görevi sürdürüyordu. Bunlar arasında B9 , B10 ve B11 İngiliz denizaltıları ve Fransızların Faraday , Le verrier , coloumb ve Circe denizaltıları vardı. [3] Çanakkalede dalgaların altında şansını ilk deneyen denizaltı ise İngilizlerin B11 denizaltısıdır. Kaptan yzb. Horman D. Holbrook komutasındaki denizaltının görevi önüne ne çıkarsa batırmak ve sevkiyatı sekteye uğratarak cephedeki askerlerin çaresiz kalmasını sağlamaktı.

Bu amaçla yapılan ilk harekatta ilk hedef emektar Mesudiye Zırhlısını oldu. Atılan torpil sonucu yaşlı Mesudiye zırhlısı yan yatarak 10 dakika içinde battı. Geminin direkleri dibe çakıldı ve gemi dibe doğru yan yattı. Bu saldırı sonucu 10 subay ve 27 mürettebat da şehit oldu. Holbrook, bu saldırısı nedeniyle Kraliyet Donanması’nda Victoria Nişanı almaya hak kazanan ilk üyesi oldu. Bunun nedeni tarihte ilk defa bir denizaltının bir düşman gemisini batırmasıdır. B11 in subayları ve mürtebatı Mesudiyeyi batırdıkları için 3500 strelin tutarındaki ikramiyeyi rütbelerine göre paylaşır. Kaptan olarak Holbrook en büyük pay olan 601 strelin alırken en az alan tayfa yaklaşık 120 strelin almıştı ki bu ortalama bir işçinin yaklaşık 1 yıllık maaşına eşittir. B11 in bu başarısı Çanakkale boğazı girişinde ve müttefik limanlarında sırasının gelmesini bekleyen diğer denizaltı komutanlarına bir umut ışığı olacaktır.

 

ANZAKLAR GELİBOLUDA

 

 “ Eğer başarılı olursanız yaratacağı sonucu hesaplamak mümkün değil, muhtemelen savaşı bitirmek için yapılan tüm faaliyetlerden daha fazlasını yapmış olacaksınız”  De Robeck işte bu kadar önemli bir görev vermişti Kaptan Stoker’a. Avusturalya AE2 denizaltısı donanmanın 2 denizaltısından biriydi. Henüz 14 aylık son teknoloji bir denizaltı, Avustralya’ya savaş rüşveti kabilinden satılmış ve sınıfını gösteren ‘E’nin başına, Avustralya’yı temsilen ‘A’ harfi eklenmişti. Subaylarının ve personelinin tamamına yakını İngiliz donanmasından geliyordu. Denizaltının kaptanı aslen İrlandalı olan Yüzbaşı Henry Hugh Gordon Dacre Stoker, İngiliz Kraliyet Donanması’nda subaydı. Ünlü korku romanı “Dracula”nın yazarı Bram Stoker’ın da yakın akrabasıydı. 25 nisanda birçok badireler atlatılarak Çanakkale boğazını geçmeyi başaran AE2  tarihe boğazı geçen ilk denizaltı olarak geçti. Sultanhisar torpidobotumuz tarafından etkisiz hale getirilen denizaltı Kaptan Stoker tarafından Türklerin kullanmaması için batırıldı ve mürettebat esir edildi.

 

KARA HAREKATININ UZAMASINA NEDEN OLAN MESAJ

 

AE2 nin boğazı geçmesinden hemen sonra AE2 donanma komutanlığına Marmaraya ulaştığına dair bir mesaj çeker.  “Amiralle bağlantıya geçip ona görevimizin en zorlu kısmı tamamladığımızı bildirmemiz son derece önemliydi.Telgrafçı Falconerin iletişim kurmak için yaptığı ümitsiz çabaları anımsarken; başka denizaltının riske atılıp atılmayacağı bizim denememizin başarısına bağlıydı. Bu yüzden mümkün olduğu kadar çabuk başardığımızın bilinmesi gerekiyordu” diye yazmıştır notlarına. [4] Ama o sırada haber Keyes’in eline ulaşır. Keyes ise, Birdwood’un geri çekilme önerisini görüşen Hamilton’a mesajı götürür.

Ama Stoker mesajı çektikten sonra bozulan sistemi sayesinde mesajın ulaşıp ulaşmadığını öğrenemeyecek ve nelere malolduğunu bilemeyecektir. Öte yandan gece General Braitwaite , General Birdwood’tan gelen, 25 Nisan tarihli ilk gün raporunu bildirmek için İan hamiltonu uyandırmış ve son durumu anlatmaktadır. “Anzak lar son derece kötü durumdaydılar ve kayıpları saniye saniye artıyordu. Geri çekilme planları üzerine bir karar verilmesi gerekiyordu”. İan Hamilton bu zor kararını vermeden saniyeler önce Komodor Keyes aldığı mesajı hemen İan Hamiltona ulaştırır. Bu mesajda AE2 nin boğazı geçip Marmaraya ulaştığı bildirilmektedir.

Keyes, yıllar sonra kaleme aldığı hatıralarında; bu mesajın bir dönüm noktası olduğunu ve bundan daha iyi bir zamanda alınamayacağını söyleyecektir. Ertesi gün, Anzak birliklerinin bulunduğu arazinin her köşesine asılan ilânlarda şu cümle okunmaktadır. “Avustralya denizaltısı AE2, Çanakkale’yi geçti. İlerle Avustralya!”

İşte tamda istenen olmuştur. Bu mucizevi geçişin morali ile İan Hamilton cephedeki Anzaklara o tarihi mesajı gönderecektir;

“Verdiğiniz haberler gerçekten de ciddi. Ancak bulunduğunuz yere yapışmak ve dayanmak dışında yapacağınız birşey yok. Amiral Thursby’nin de size açıklayacağı gibi, sizi tekrar gemilere bindirmek iki gün alır. Bu arada bir Avustralya denizaltısı boğazı geçti ve Conkbayırı’nda bir gambot batırdı. Hunter -Weston ağır kayıplara rağmen yarın ileri yürüyüşe geçecek, bu da sizin üzerinizdeki baskıyı hafifletecektir. Adamlarınıza ve Godley’nin askerlerine kişisel bir çağrıda bulunun ve oldukları yerlerde kalmak için ellerinden geleni yapmalarını isteyin. Not: İşin zor bölümünü atlattınız, şimdi yapacağınız tek şey, güvende olana kadar kazmak, kazmak, kazmak.”

 

ATATÜRKÜN GÖNDERİĞİ KANYAĞIN SIRRI

 

Bu kuralsız denizaltı savaşında birçok mucizede yaşanmıştı. Asıl amaçları yolcu taşımak olan ama Çanakkalede yaralı mehmetçikleri ve mühimmatı taşıma görevi üstlenen Şirketi hayriye vapurları böyle birçok mucizevi olay yaşamıştır. Bu olaylardan birinide Şirket-i Hayriye’nin en ünlü kaptanlarından olan Hayri Kaptan, “Neveser”in dümenindeyken yaşadığı bir olayı 1944 yılında kendisiyle görüşen Hikmet Feridun Es’e şöyle anlatmıştır;

 “…. O gün, yine Kadıköy’den vapurlarımıza alabildiğimizce asker yükledik. On vapurluk bir kafileydik. Hareketimizden evvel bir telaşla gelip bütün kaptanlara mühürlü bir zarf verdi ve ‘Bunları hareketinizden sonra açarsınız’ dedi… Kalktık… Yolda zarfı yırttım. İçinden bir tezkere çıktı. Bu tezkerede ‘Çanakkale Boğazından içeri bir düşman tahtelbahiri girmiştir. Sizi torpillemeye çalışacaktır. Dikkat ediniz’ deniliyordu…Vapurumda 600 asker vardı. Derhal lazım gelen tedbiri aldık. Askere de fişekleri sürerek her an ateşe hazır bulunmalarını bildirdik. Lakin biz kıyıdan gidiyoruz ve gayet tabii olarak deniz tarafını, açığı gözlüyoruz… Bu suretle sabaha kadar yol aldık. Ertesi gün saat dokuzda Gelibolu’ya yaklaştık. Yine gözlerimiz denizde… Gemicilerimizden Pırgıç Kadri de vardiya nöbeti tutuyor.İşte bu sırada kara tarafından düşman tahtelbahiri çıkıyor. Yolumuzu tetkik ediyor. Mesafeyi ölçüp bizi torpilliyor. Pırgıç Kadri, 100 metreden bunu görmüş. ‘Bize doğru bir şey geliyor’ diye bağırdı.Bir de ne göreyim; torpil….. Hem de böyle 100 metre gibi yakın mesafede, bütün hızı ile üzerimize gelmekte…Son derece ümitsiz bir vaziyet… Torpil sancak tarafından geldiği için her şeye rağmen bir sancak alabanda yaptım. Asker de fişek sürmüş, hazır ya… Hepsi ateş etmek için geminin bir tarafına yığıldı. Vapur, muvazenesini bozup bir tarafa doğru alabildiğine yattı. Bu suretle su kesimi tahtelbahircilerin tahmin edemeyecekleri kadar azaldı. Torpil altımızdan geçti gitti. Bu fevkalade bir şeydi, hemen etrafa haber verdik.Böyle yüzde yüz batışla nihayetlenecek müthiş bir badireyi atlatıp Gelibolu iskelesine geldiğim zaman uzaktan ağzı köpürmüş bir atın dört nala sahile doğru koştuğunu gördüm. Üzerinde genç bir mülazımısani vardı.

Süvari, vapurun hizasına gelince durdu ve bağırarak sordu:

‘Şimdi gelen vapurun kaptanı kimdir? Çabuk söyleyiniz…’

Cevap verdim: ‘Benim…’

Hemen kaputun cebinden bir şişe konyak çıkardı: ‘Öyle ise bunu iç…’ dedi…

Konyak soğuktu, güzel bir hediyeydi, ama nereden geliyordu?

Süvari izahat verdi: ‘Kumandanımız Mustafa Kemal Bey sizi tepeden seyrediyordu. Vapurun torpillendiğini gördük. Ha gitti ha batıyor diyorduk. Sonra hayret verici kurtuluşunuzu görünce Kumandan vapurun kaptanını merak etti ve bu şekerlerle konyağı gönderdi…’ dedi “

 

İSTANBULDA PANİK

 

Düşman denizaltılarının Çanakkale boğazını geçip Marmaraya ulaşmaları ve burada önlerine gelen gemi yada tekneyi batırmaları İstanbul halkı arasında paniğe neden oldu.  Burhan Felek anılarında o anları şöyle naklediyor: “Marmara’ya düşman denizaltıları girmişti. Nitekim günün birinde, güpegündüz, bu denizaltılardan biri, Üsküdar’ı topa tuttu. Topa tuttu dersem, birkaç mermi attı. Bunlardan biri bizim mahallenin [Selimiye Kışlası civarındaki İhsaniye Mahallesi- M.A.] batı kısmında bir yere, Paşakapısı civarına düştü. Bir diğeri de, Selimiye’ye düşmüştü… O sebeple idi ki, Marmara Denizi’nde, bizim alelâde vapurlarımız sefer etmezlerdi. Ancak Kızılay gemileri, hastane gemileri, sefer yapabilirdi. Onları da arada bir bu düşman gemileri kontrol ederdi. Yani bizim Marmara’da, deniz hakimiyetimiz yoktu.” Burhan Felek, Kumkapı, Yenikapı sahillerinde bu denizaltılardan birinin güvenliği sağlamakla görevli bir Türk torpidobotuyla savaşına bile şahit olmuştur:  “Torpidomuz görülen bir torpidobot idi. Küçük topları vardı. Bir şey kovaladığı belli idi. Derken düşman denizaltısı yüze çıktı. Ve bizim torpidobot ile savaştı, güpegündüz. Bizim torpidobot kaçmadı, ama düşman denizaltısı da batmadı. Birbirlerine ateş ede ede ayrıldılar.” Bu gibi sahnelere sık sık şahit olan İstanbullular, hele ilk hedef durumunda olan İhsaniyeliler, korku içindedirler. Çanakkale’yi deniz üstünden değil de, altından geçmiş olan düşman denizaltıları yüzünden halkın huzuru iyiden iyiye kaçmış, kendilerini emniyette hissedemez olmuşlardır. Felek, denizaltıların Adalar ve Bandırma civarındaki ücra koylara gidip dinlendiklerini, gerektiği zaman da dışarı çıkıp şehre korku saldıklarını ekliyor sözlerine. Yani marmara denizaltıların çanakkale boğazını geçtikten sonra artık türkler için hiç güvenli değildir. Bu hazırlıkların yanı sıra Müttefik donanmasının Çanakkale’yi bombardıman etmeye devam ettiği sıralarda, düşman donanmasının Çanakkale Boğazı ‘nı geçerek İstanbul’u işgal etme ihtimali üzerine hükümet payitahtı İstanbul’dan Eskişehir ve Konya’ya naklederek, mücadeleye Anadolu’dan devam etme kararı almıştı. Bu karar doğrultusunda Mefruşat müdürü Akif Bey Eskişehir’e giderek Padişah ve maiyeti için ayrı ayrı haneler tedarik etti. Konu ile ilgi 13 Haziran 1915 de Meclis- i Vükelada şu karar alındı: “Mabeyn-i Hümayun ile Hazine-i Hassa namına Eskişehir ‘de tefrik ve tefriş olunan mebani-i hususiye için merbut cetvel mucibince komisyon-u mahsusaca tadır olunan 58 Lira 75 Kuruş icrat-ı Şehriyenin(aylık kiranın) işgal tarihi olan 15 Şubat 1330 ( 28 Şubat 1915) den itibaren müterakimi olan meblağın… tesviyesi…”. Eskişehir’de tutulan binaların kiralan için üç karar daha vardır. Bunlar 27 Ekim 1915 de 45.249 kuruş, 26 Ocak 1916 da 96 Lira ve 15 Mart 1916 da 832 kuruş ödenmesine dairdir. Ayrıca Padişah ve hükümeti taşımak üzere Haydarpaşa garında iki tren hazırlanmıştı. Birinci tren Padişah ile hanedanına, ikinci tren kabine ve hükümet erkanına mahsustu. Hazine-i Hümayuna ait kıymetli eşyalar ve harp masrafları için tahsis edilmiş olan bir milyon altın sandıklar içinde vagonlara konularak Konya’ya gönderilmiştir. Bununla birlikte Topkapı sarayındaki Mukaddes emanetler sandıklara yerleştirilerek muhafaza altında Konya’ya naklolunmuştur. Sarayı taşıma hazırlıkları Martın ikinci haftası büyük ölçüde tamamlanmıştı. Bu hazırlıkların yanı sıra İstanbul’un polis karakollarında, şehri yakmak üzere varillerle benzin stoklanmıştı. Sanat eserleri müze mahzenlerine saklanmış ve Ayasofya da içinde olmak üzere, resmi binaların dinamitle

uçurulması kararlaştırılmıştı. Amerikan Büyükelçisi, Ayasofya’ya dokunulmamasını isteyince Talat Paşa, “İttihat ve Terakki” içerisinde eski şeylere meraklı olanlar parmakla sayılır, biz hepimiz yeni şeyleri severiz” diye cevap verecektir. Ayrıca Goeben Karadeniz’e kaçış için hazırlanmıştı. Ali Galip Vardar Müttefiklerin Çanakkale Boğazını ablukaya almasından sonra İstanbul’da yaşananları şu şekilde nakletmektedir : “Çanakkale Boğazlan çevrilmiş bulunuyordu devletin merkezi hakiki bir tehlike arz ediyor, İngiliz ve Fransız donanmasının zorladığı boğazlar şayet bir gün düşman eline geçerse, bu işin sonunun nereye varacağını düşünenler vardı. Bu çetin savaşların devam ettiği 1915 senesi yaz aylarında zaman zaman da bazı şaiyalar, payitahtın halkını, korku ve heycana duruyordu. Düşman donanmasını bugün boğazlardan geçmiş nerede ise İstanbul önünde gözükecek. İstanbul’a mütamadiyen Çanakkale ‘ye yaralı gelmekte, hastahaneler tıklım tıklım yaralılarla dolmakta idi. Fakat hastahaneler kafi gelmemiş, mekteplere el konulmuş bazıları da muvakkaten tatil edilmişti. İstanbul yavaş yavaş boşalıyor, hali vakti yerinde aileler Anadolu ‘ya göç ediyordu. Binlerce, onbinlerce vatan evladı Çanakkale ‘ye sevk ediliyordu”. Hükümet aldığı tedbirlerle İstanbul’da yaşanan bu panik havasının önünü almaya çalışmış, fakat bu panik havası Çanakkale’den iyi haberler gelinceye kadar devam etmiştir. Ziya Şakir Soko İstanbul’da yaşanan panik havasını şu şekilde nakletmektedir: “Osmanlı bankasındaki paralar, halkın gözleri önünde Eskişehir’e naklediliyordu. Hükümet erkanına mensup birçok ailelerinde telaşla Anadolu’ya geçtikleri görülüyordu. Aynı zamanda, Padişah Beşinci Mehmet Reşat ile, Beylerbeyi sarayında mahpus bulunan sabık hükümdar Sultan Hamid’in de Konya’ya nakledileceklerine dair kuvvetli şaiyalar devran ediyordu. Çanakkale bombardımanı sıklaşmıştı. Ve İstanbul’daki telaşta arttıkça artmıştı. Anadolu’nun muhtelif şehirlerine baş döndürücü akın başlamıştı. Bazı nezaretler, mühim dosyalarını iç şehirlere naklediyorlar, memurlarının ailelerini göndermek için de dahiliye nazırı Talat Beyden izin istiyorlardı. “ İstanbul’da yaşanan bu panik havası Çanakkale’den iyi haberler gelince kadar devam edecektir. [5]

 

MARMARA FATİHİ NASMİTH “ MARMARA İNGİLİZ GÖLÜ!”

 

Yüzbaşı M. E. Nashmith .. Namıdiğer “Marmara Fatihi” Ona takılan bu lakab hiçte haksız değildir. Tüm savaş boyunca Çanakkaleye 3 sefer düzenlemiş ağır zaiyatlar verdirerek sağ sağlim geri dönmüştür. Türklere en fazla zaiyat verdiren denizaltı olarak Çanakkale savaşı tarihinde yerini almıştır. Bu E sınıfı denizaltı Çanakkale ve Marmarada bir çok gemi ve tekne batırmış bu zaiyatlar yüzünden denizden sürdürülen sevkiyat tamamen karayoluna döndürülmüştür. Bu başarılı harekâtlar neticesi gemi komutanı olan Yüzbaşı M. E. Nashmith defalarca taltif edilmiş, öncelikle ilk harekât sonrası Viktorya Haçı (Victoria Cross) madalyası ile ödüllendirilmiş, 23 Aralık 1915 günü sona eren harekâtlar sonrasında ise binbaşı rütbesine yükseltilmiş, bu rütbede bir yıl bekletildikten sonra albaylığa terfi etmiş ve nihayetinde İngiliz Kraliyet Armadası’nda amirallik rütbesine kadar yükselmeyi başarmıştır. O, Gelibolunun gördüğü en iyi denizaltı kaptanı, dalgaların altındaki en tehlikesli korsandır. Nasmith in tüm savaş boyunca yaptığı faaliyetler hem İngiliz hemde dünya denizaltıcılık tarihinin en iyi faaliyetlerindendir. Winston Chirchill “ Britanya donanma tarihinde yiğitliği, denizaltıların Çanakkale boğazında gösterdiğinden daha iyi tanımlayacak başka bir sayfa yoktur. Onların başarısı Birinci dünya savaşının denizaltı savaşlarındaki en güzel örneğini oluşturmaktadır.” diye tanımladığı kişi şüphesiz Nasmith ve mürettebatıdır.

 

ÇELİK AĞLAR “TARİHTE BİR İLK”

 

Mütterik denizaltıların boğazı geçip Marmarada gemilerimizi batırması ve sevkiyatı tehlikeye düşürme çabaları sonucu denizaltılara karşı önlem alma ihtiyacı doğmuştu. B11 in batırdığı Mesudiye mürettebatından 120 kişilik grupla boğazın her iki yakasına gözetleme postaları oluşturulmuş, gambotlar ve top takılmış ufak teknelerle karakol hizmetide verilmeye başlanmıştı. Ama bu işlemler sadece denizaltılar satıhta seyahat ederken işe yarıyordu. Eğer denizaltı o bölgede yüzeye çıkmazsa faydası olmuyordu.  Denizaltı yada peeriskopu görüldüğünde kıyıdan top atışı ile gambotlardanda ateş altına alınarak denizaltı dalmaya mecbur ediliyordu. Kurulan mayın hatları ise bir yere kadar fayda sağlamıştı. Zira mayınlar yüzeyde bulunan gemilerin gövde derinliğine göre ayarlanmıştı. Denizaltı bu derinliğin altına dalabildiğinden kurtulması kolaylaşıyordu. Burada denizaltılar için tek tehlike mayın kablolarının denizaltının gövdesindeki çıkıntılara takılıp patlatabilmesiydi. Buda daha sonraki seferlerde denizaltılara deflektör takılarak giderilmişti. Joule gözetleme postalarını geçmiş ama mayın hatlarında mayın halatının takılıp mayını patlatması nedeniyle batmıştı.Ama diğer denizaltılar mayın hatlarını geçmişlerdi. Artık daha ciddi bir önlem zamanı gelmişti. Bir planlamadan sonra boğazın Nara geçidine bir denizaltı engel ağı kurulmasına karar verildi. İlk denemeler 5 / 7 Şubat 1915 te birinci mayın hattının önüne balık ağı kuvvetinde 2 ağ kurmakla başladı. Ama yeterli olmadığı görülünce haziran 1915 te sağlam bir ağ engeli kurulmasına karar verildi Bu bölgede ağ engeli için problem yaratacak birçok neden vardı. Örneğin bazı yerlerde derinlik 100 metreyi geçiyordu. Kuvvetli akıntılar ve şiddetli fırtınalarda kurulacak ağ engelinin çok kuvvetli yapılmasını gerektiriyordu. Bu zor süreçte telleri yönlendirecek şamandralar İstanbuldan teller ise tersanelerden getirilerek bir ağ engeli yapımına başlandı. 60 mt aralıklarla deniz yüzeyine şamandralarla beraber bırakıldı. Ağın alt yüzeyine akıntılarla yukarı kalkmasın diye ağırlıklar bağlandı, ki bunlar Çanakkaledeki eski taş güllelerdi. 17 temmuzda tüm ağ engeli boğaza nakış gibi işlenmişti. Önceleri bu ağ engelinin derinliği 40 metreyken daha sonra 60 metreye yükseltildi.  Bazı denizaltıların ağı yırtarak geçmesi yada doğal şartlardan oluşan yırtık yada gedikler  üzerine Nara ağının güney tarafına Rumeli yakasından başlamak üzere ekim 1915 te ikinci bir ağ kondu. Ağları iki kıyıda ışıldaklar, top baytaryaları ve yüzeyde mayın hatlarındaki gibi gezinen gambotlar sağlıyordu. Ek olarak Eylül 1915 te yükünü  Akbaş limanına boşaltmak için gelen gemileri korumak için liman önüne bir torpido ağı kuruldu.

Tüm bu ağ engeli tüm savaş boyunca 27 kez delinmesine rağmen tarihteki ilk ağ engeli oldu ve çok başarılıydı. [6]

FRANSIZLARIN BOĞAZ KABUSU

 

Çanakkale boğazındaki denizaltı faaliyetlerinde en başarısız müttefik Fransızlardır. Aynı görevle gönderilen 4 denizaltılarıda kayda değer bir başarı gösteremeden kaybedilmiştir. Saphir, Joule, Tourquise ve Mariotte boğazı geçerken farklı nedenlerle başarısız olmuşlar ve batırılmışlardır. Fransızların bu başarısız faaliyetleri sadece kendi denizaltılarının saf dışı kalmasına değil aynı zamanda İngiliz E20 denizaltısınında kaybedilmesine neden olmuştur. Kaptan Ravanel ve gemi mürettebatı denizaltıyı  o kadar büyük panikle terketmiştirki denizaltıdaki önemli ve gizli belgeleri almayı unutmuşlardır. Ele geçen belgelerdeki denizaltının ileriki günlerde ingiliz E20 denizaltısıyla buluşacağı bilgisi hemen Marmaradaki Alman denizaltı komutanlarına ulaştırılır. Ve bu randevuya alman UB 14 denizaltısı gider. UB 14 Tek torpido atışıyla E20 yi denizaltıyı batırır. Ravanel savaştan sonra bu yüzden yargılanmış ama ceza almamıştır.

 

MÜSTECİP ONBAŞI MUCİZE YARATIYOR “TEK TOP GÜLLESİYLE 2 DENİZALTI SAFDIŞI”

 

18 mart zaferinde tek başına kaldırdığı 210 kg lık top güllesiyle müttefiklere unutamayacakları bir ders veren Seyit onbaşı gereken saygıyı görürken, attığı küçücük sahra topu güllesiyle 2 denizaltıyı savaş dışında bırakan Müstecip onbaşı biraz gölgede kalmıştır.

Turquase, kaptan Ravanel komutasında Çanakkale bogazına girmiş ve farkettirmeden mayınlara ve ağlara takılmadan Marmaraya geçmişti. Ama bu seyahat boyunca denizaltısında meydana gelen problemler nedeniyle kısa sürede geri dönmek zorunda kaldı.  Geri dönerken hiç hesap etmedikleri bir akıntı nedeniyle manevra yeteneği kaybedildi ve denizaltı karaya oturarak topçu birliklerine açık hedef oldu. Kıyıdaki topçu bataryalarından üzerilerine top ateşi açıldı. Kıyıdaki top bataryasında topunun başında denizaltıyı gören Müstecip onbaşı Binbaşı Şerafettin beyin emriyle atışa başladı ve 3 ncü denemesinde Turquase ı vurdu.  Artık denizaltı dalamazdı ve yapılabilecek tek şey denizaltıyı  terketmekti. Önce mürettebat sonrada kaptan Ravanel acele ile denizaltıyı terkedip denize atladı. Kaptan ve gemi mürettebatı gemiyi o kadar büyük panikle terketmiştiki denizaltıdaki önemli ve gizli belgeleri almayı unutmuşlardı. Ele geçen belgelerdeki denizaltının

ileriki günlerde ingiliz E20 denizaltısıyla buluşacağı bilgisi hemen Marmaradaki Alman denizaltı komutanlarına ulaştırıldı. Ve bu randevuya alman UB 14 denizaltısı gitti. Alman denizaltı Tek torpido atışıyla E20 yi derinlere gömdü. Müstecip onbaşının bu atışı tarihe geçti. “Tek top mermisiyle iki denizaltı batıran” Müstecip onbaşı kahraman oldu. Ödül aldı ve onurlandırıldı.

           

DENİZALTI ESİRLERİNİN AFYON VE BELEMEDİK GÜNLERİ

 

AE2 Kaptan’ı Stoker ve mürettebatının ve E15 denizaltı mürettebatının hapisteki zamanı da çok olaylı geçti. Yakalandıktan sonra Mürettebatın tamamı kısa bir süre İstanbul Samatya’da bir Ermeni okulunda tutuldu, daha sonrada Afyon’da cepheden getirilen diğer yabancı savaş esirleriyle beraber tutuldular. Burada 4 yıl kaldılar . Bu dönem içinde Taşhan’da, eski hastanenin olduğu bölgede ve Uluküllük denen mevkide zaman geçirdiler. Ama Mısır’da esir tutulan Türk askerlerine İngilizlerin kötü muamele yaptığı öğrenilince Stoker ve Fitz adında bir subay daha İstanbul’da bir ay süreyle İngilizlerle pazarlık amacıyla karanlık bir odada esir tutulmuşlar, bir süre sonrada Afyona geri gönderilmişlerdi. Burada Avustralyalı askerler kaçmayacaklarına dair söz verince kapalı yerlerde tutulmamışlar, Türklerle iç içe yaşam sürmüşlerdi. Askerler esir oldukları sürece bir nevi Türklerle kültürel alışverişte bile bulunmuşlardı. Örneğin Gediz’deki tutsaklar bin kitaptan oluşan bir kütüphanenin kurulmasını sağlamışlar, dil öğrenmişler, dil öğretmişler, yerel yöneticilerin desteğiyle bando kurmuşlar, Gediz halkıyla birlikte ava gitmişlerdi. Ressam olan esirler resim çalışmalarını sürdürmüşler ve resim yapmayı öğretmişlerdi. [7] Stoker ile beraber E 15 in geriye kalan mürettebatıda aynı yerde kalıyorlardı. Daha sonra bu 3 arkadaş Stoker, Cochrane ve Price buradan kaçtılar. Stoker kaçışın ayrıntılarına girmemiş olsada kılık değiştirerek kaçtıklarını mürettebatından kalan kişiler belirtmişlerdir. Stoker, Cochrane ve Price kamptan beraber kaçarak 18 gün boyunca Torosların engebeli ve çetin arazilerinde karın altında seyahat ettiler. 18 günün sonunda çaresiz kalıp yollarındaki bir çoban kulubesinden yardım isteyince , çobanın kendilerini jandarmaya şikayet etmesi sebebiyle yakalandılar. 1 yıl hücre cezası aldılar. Buradan Yozgata gönderilip bir süre sonrada tekrar Afyona getirildiler. Bazıları Çankırıya bazıları ise zorunlu işçi kampı olarak bilinen Belemedik kampına gönderildiler . Burası demiryolu döşemeleri için Almanların genel çalışma kampıydı. [8]4 yıl kaldıkları Afyon’dan 3 eksikle memleketlerine dönebildiler. Çünkü 3 arkadaşları Koleradan ölmüş ve Afyonkarahisar’da, Afyon halkı ile birlikte toprağa verilmişlerdi. Mezarları daha sonra Bağdattaki İngiliz mezarlığına taşındı.

 

ALMANLAR TARİHİ DEĞİŞTİRİYOR “U21 GELİBOLUDA”

 

Türklerin denizaltı sağlamadaki başarısızlıklarından sonra Almanlar kendi denizaltılarından oluşan bir gurubu “İstanbul Filotillası” olarak İstanbul a bağladı . Şimdi tek problem denizaltıların Türkiyeye nasıl getirileceğiydi. Bu iş için birkaç düşünce ortaya atıldı. Bunlardan biri trenle parça halinde götürülecek denizaltının uygun bir limanda birleştirilmesi ve oradan yoluna deniz yoluyla devam etmesiydi. Diğer yolda tamamen deniz yoluyla son derece tehlikeli bir güzergahı takip ederek Geliboluya ulaşmaktı. Şimdi karar verme zamanıydı. İlk tercih olarak denizaltılardan birini trenle İstanbula gönderme kararı alındı. İlk gönderilmesine karar verilen denizaltı UB8 denizaltısıdır. Denizcilerin Kurbağa larvası olarak adlandırdıkları bu UB tipi denizaltılar sadece 128 ton civarındaydı.  İstanbul Filotillasının ilk üyesi olan UB8 denizaltısı 20 mart 1915 yılında 4 parça olarak bir trene yüklenerek Kiel den yola çıkarıldı. 25 Mart 1915 de Pola ya getirilen denizaltı burada Alman mühendislerce birleştirilerek sadece 1 kez oda çok düşük bir basınçta su geçirmezlik testi yapılabildi. Deniz Üsteğmen Ernst Von Voght kaptanlığında UB8 20 Mayıs günü Bodruma ulaştı. Aslında Çanakkaleye ilk gönderilen denizaltı olan UB8 ondan daha sonra yola çıkan U21 denizaltısından 4 gün sonra çanakkaleye ulaşabilmişti. Buda montaj ve test aşamalarındaki zaman kaybından dolayıdır. [9] Genç Yzb. Otto Hersing in ise teklifi U21 in tamamen deniz yoluyla geliboluya gönderilmesiydi. Çanakkaleye deniz yoluyla bir denizaltının ulaştırılacağını haber alan  İngiliz denizcilik bakanlığıda Alman denizaltılarına karşı alınan önlemler arttırmıştı. Bu yüzden bu yol en tehlikeli yoldu.  Yzb. Otto Hersing yaptığı Geliboluya gidiş planını 10 martta Açıkdeniz Filo Komutanlığına gönderdi. 17 martta Denizcilik bakanlığı ile çok gizli bir toplantı yapıldı. Toplantıya Otto Hersing de davet edilmişti.  Bunun nedeni Otto Hersing in denizaltısıyla aldığı birbirinden başarılı sonuçlardı. 5 eylül de Pathfinder kruvazörünü batırmış ve ertesi ayda 2 nakliye gemisini batırmıştı. Ayrıca 2575 kilometrelik yeni bir denizaltı mesafesi rekorunuda kırmıştı. Pek çok yönden bu görev için biçilmiş kaftandı. Bu plan hakkında uzun süre yapılan toplantılar sonucu Hersing Amirallikten gereken emri almayı başardı. 5 nisan 1915 günü U21 ve mürettebatı son derece zor ve tehlikeli seyahatlarine Wilhelmshaven den hareket etti.  56,5 ton yakıtla yola çıkmıştı. 2 Mayıs 1915 te İspanyanın batısındaki Finisterre burnu açığında “Hamburg – Sudamerikan Damp.” Denizcilik kuruluşunun Marzala adlı yakıt gemisiyle buluşuldu. Ama gemiden aldıkları bu yakıtı ilk denemelerinde yanma noktasındaki değişiklik nedeniyle kullanamayacaklarını anlamaları uzun sürmedi. Şimdi artık tarihi bir dönüm noktasına gelinmişti. Ya herhangi bir tehlike göze alınmayarak geri dönülecek yada elde kalan yakıtla yola devam edilecekti. 6 Mayıs günü Fas kıyılarına yakın seyrederek Cebelitarık boğazına giren U21 oldukça çetin ve tehlikeli bir yolculukla 13 mayıs 1915 te kalan 1.8 ton yakıtıyla Cattaroya ulaşmayı başardı. Burada 7 gün kalıp bakımı yapılan U21 aldığı yakıt ve yiyecekle 20 mayıs akşamı tekrar yola çıktı ve 24 mayıs günü Çanakkalede tarih yazmak için Gelibolu kıyılarına ulaştı. Alman denizaltıları savaşın kaderini değiştirmiştir. Batırdıkları Majestik ve Truimph nedeniyle müttefikler gemilerini boğazdan çekerek Mondros limanına kaydırmış, istihbarat çalışmaları için hava savaşına ağırlık verilmişti. Gemilerin Türklerin top tabyalarını bombalayamamaları nedeniyle Türk tarafının kaybı azalmış ve müttefik kuvvetlerin önünü açacak bir güç olmadığı için kara harekatının gidişi zorlaşmıştı. Alman denizaltıları UB14 UB8 ve diğerleri Çanakkalede ve Karadenizde birbirinden başarılı operasyonlara imza attılar ve savaşın seyrini değiştirdiler.

 

DENİZALTILAR TRENLERE SAVAŞ AÇIYOR

 

Denizaltıların Çanakkalede bulunma nedenleri deniz sevkiyatını sekteye uğratmaktı. Ve bu saldırılar sonucu sevkiyat daha zor olan tren ve kara yoluna çevrilince denizaltılar kendilerine yeni bir hedef bulmakta gecikmediler. Sevkiyata devam edilen tren yolları, tren köprüleri ve vagonlar artık yeni hedeflerdi. Örneğin ; Yzb. Cochrane komutasındaki E 7 denizaltısı Kava burnu civarındaki tren hattına saldırılar düzenlemiş ve 3 mühimmat vagonunu tahrip etmişti. Ayrıca güzergah civarında olan tren hatları ve köprülerde ingiliz denizaltıları tarafından gövdelerine monte edilmiş 20 lik toplarla saldırılara maruz kalmaya başlamıştı. Ama bu yöntem kıyı şeridi yerleştirilen orta büyüklükteki topların kullanılmasıyla işe yaramaz hale geldi. Bu şekilde denizaltı menzilinden çıkarılan hatlar güvence altına alındı. Bu seferde denizaltından karaya çıkarılan askerlerle kıyıdaki tren yolu yada hedeflere bombalı saldırı yapma fikri gündeme geldi. Bunu ilk deneyen denizaltı E11 denizaltısıdır.  Tarihte gene ilk defa bir denizaltıdan karadaki bir hedefe bombalı eylem yapılmıştır. Mürettebattan Doyly bu göreve talip olur. Mürettebat, Doyly ile birlikte eski kerestelerden ve boya bidonlarından bir sal yapar, bu pamuk barutu ve ateşleme tabancası taşımak için tasarlanmıştır.   Salla beraber Erdek körfezine hareket edilir. Eskihisar köyünün 800 mt doğusunda bir demiryolu viyadükünün yakınında kıyıya yanaşılır. Sadece gözetleme kulesi görünecek şekilde dalan E11 kendisini saklayacak kadar yüksek kayalardan oluşan bu koyda, kıyıdan yanlızca 3 mt uzakta, hazırlanan sal suya indirilir.  8 kg pamuk barutundan oluşan patlayıcıyla beraber Doyly , kıyıya doğru yüzer, Bombayı yerleştirir ve tekrar yüzerek denizaltına döner. Patlama bekledikleri hasarı yapmasada bu görev nedeniyle Doyly Üstün hizmet madalyası almıştır..” [10]

 

DENİZALTINDAN GÖNDERİLEN İLK SİNYAL

 

Denizaltılar birinci dünya savaşına başlarken hala teknolojik gelişimini tamamlayamamıştı. Radar sonar ve daha birçok teknolojik aletten yoksun denizaltılar denizin altında kör olarak hareket ediyor, iletişimi ise deniz yüzeyine çıkıp yapabiliyorlardı. Buda denizaltının yüzeye bağımlı olması anlamına geliyordu. Savaş sürerken yaşanan teknolojik gelişmelerden biride “Fessenden cihazı” ydı. Bu cihazla denizaltılar suyun altındada birbirleriyle iletişim sağlayabilecek ve yüzeye çıkma ihtiyacı olmayacaktı. Bu deneme için İngiliz H1 denizaltısı seçildi. E 12 ve E 20 denizaltılarıyla sağlanacak ilk iletişim tarihe geçecekti. H1 tarihe bir ilk olarak geçen Fessenden sualtı ses sinyali iletimini gerçekleştirdi ve E12 ye su altından bir sinyal gönderdi. Sinyali alan E12 ise bu tarihi olaya tanıklık ediyordu. 22 ekim Cuma günü 4 müttefik denizaltısı E12 H1 Turqouie ve E20 denizaltıları posta ve emir alışverişi yaptı ve dağıldı. H1 Fessenden cihazıyla E12 ye sinyal gönderdi. E20 72 km uzaklıktan sinyali aldı bu aynı zamanda cihazın test çalışmalarıda oluyordu. Bu mesajlaşmalar artık olağan hale gelmiş ve denizaltılar artık bu şekilde haberleşmeye  başlamıştı. Bu sayede daha önce UB 8 tarafından batırılan İngiliz denizaltısının (E 20) akıbetine uğranılmayacaktı.  Tarih denizaltılara bir hediye daha sunmuş bu dalgaların altındaki korsanlar dahada güçlenmeye başlamıştı.

 

BATIKLARIN ŞİMDİKİ DURUMU

 

Denizaltı batıklarının çoğu savaştan sonraki dönemde sökülerek işe yarar kısımları kullanılmak üzere alınmıştır. Kalan iskeletleri ve parçaları halen Çanakkalenin koynunda yatıyor. 1998’de Selçuk Kolay tarafından yeri saptanan AE2 denizaltısı ise Marmara Denizi’nde, Karabiga’da, Karaburun’un 4 mil kuzeyinde iyi durumda duruyor. AE2’nin su üstüne çıkarılması müzecilik açısından da büyük önem taşıyor. Su üstüne çıkarıldığı takdirde AE2, Birinci Dünya Savaşı’na katılan ve sergilenen tek denizaltı olacak.

 

SONSÖZ

 

Çanakkalede dalgaların altında çok çetin ve dehşetli bir savaş yaşandı. Onlarca gemi batırıldı. 8 denizaltı çanakkalenin koynunda yatıyor. Görevleri Türklerin ikmal yollarını keserek cepheye ulaşacak mühimmattan yoksun bırakılacak Türk askerlerinin cephede kırılmasıydı. Bir ölçüde başarılıda oldular. B11 in Çanakkale boğazını geçerek Mesudiyeyi batırması ve E 11 in İstanbula kadar gelerek Marmarada cepheye erzak ve asker taşıyan gemileri batırması deniz yoluyla yapılan sevkiyatı daha zor olan kara yoluna çevirmişti. Bu hem zaman kaybına hemde  cephede moral bozukluğuna neden olmuştu. Denizaltılar Çanakkalede çok önemli işler yaptılar. Türklerin denizaltı filosuna sahip olmaması nedeniyle onlarca gemi kaybedildi. Eğer savaşa başlamadan önce kullanılır durumda bir denizaltı filomuz olsa idi , sadece devriye görevi yaparak bile AE2 nin Çanakkaleyi geçmesini ve marmaraya ulaşarak o tarihi mesajı göndermesini önleyebilir ve kara harekatının 6 ay uzaması sonucu binlerce insanın boş yere ölmesine mani olabilirdik. Onların bizim gemilerimize yaptığı gibi bizde onların nakliye ve sevkiyat gemilerini batırabilir ve bu sayede cephede zor duruma düşmelerine zemin hazırlayabilirdik. Savaş gemilerini torpilleyemesek bile, bu korkuyla savaşın başında gemilerin Mondros tan ayrılmalarına neden olabilir böylece tabyaları bombalayadıkları içinde sadece bu yolla verilen yüzlerce şehidi vermeyebilirdik. Biz, iyi bir donanmanın eksikliğinin nelere malolabileceğini yaşayarak öğrendik.

Tüm bu faaliyetler gözönüne alındığında denizaltılar Çanakkalede görevlerini layıkıyla yapmış ve tarihteki birçok ilke de imza atmıştır. Marmara’daki İngiliz denizaltılarının 8 aylık faaliyeti, gerek İngiliz denizciliğinin, gerekse denizaltıcılık tarihinin en mükemmel örnekleridir. Bu gemilerin kaptanlarının her biri kendilerinden beklenmeyen işlere imza atmışlardır. Osmanlı elinde denizaltı olmamasının faturasını yaşayarak öğrenmiştir. Çanakkale de yaşanan denizaltı savaşı tarihin en başarılı ilk denizaltı savaşı olarak tarihteki yerini almış, birbirinden ilginç ve mucizevi olayla efsaneleşmiştir.

 

 

 

Bu kitabı hazırlarken bana destek olan dostlarımı yadetmeden geçemeyeceğim

 

 

TEŞEKKÜR

 

 

 

Şimdi bu kitabı elinizde tutuyorsanız bu sadece benim çabam değil, beni başlangıçtan sonuna kadar yalnız bırakmayıp destek olan bir kaç insanın olağanüstü ortak çabasıdır. Bir fikirden bir esere dönüşürken yaşanan bu sancılı süreçte beni hiç yalnız bırakmayan ve bu nedenle teşekkür ve minnettarlığımı belirtmeden geçemeyeceğim dostlarımın emeği benden daha da büyüktür.

 

Beni, yaptığı birbirinden güzel belgesellerle bu konu hakkında araştırma yapmaya iten sevgili Savaş Karakaş’a, tüm teknik konularda yaptığım hataları düzeltip ortaya doğru bir eser çıkması için gecesini gündüzüne katan kıymetli büyüğüm Haluk Çağlar’a, elindeki özel arşivindeki belgeleri esirgemeyip benimle paylaşan dostum Doğan Şahin’e, tüm alıntılarda bana izin lütfedip destek olan tüm dostlarıma, Sevgili Mehmet Ali Saygı’ya, bilgi işlem konularında yardımını esirgemeyen Mak. Muh. Evgin Öztürk’e  ve hem bana önsöz yazma büyüklüğünü gösterip hemde her sıkıştığımda tecrübesi ve bilgi birikimiyle bana yeni bir yol açan sevgili abim Selçuk Kolay’a huzurunuzda teşekkür ve minnettarlığımı kabul etmelerini rica ediyorum.

 

 

Dostluğunuzdan bahtiyarım…

Paylaşmak Güzeldir:

Pin It

Tarih: 22 Aralık 2012   Yazar:   Kategori: Genel   Okunma1 Yorum

Konuyla İlgili Benzer Yazılar

Konuya Yapılan Yorumlar1 Yorum

  1. Eserinizi keyifle okudum. Çanakkale ile ilgili yeni çalışmalarınızda buluşmak üzere sağlık ve esenlikler dilerim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir